Bizimle İletişime Geç

YAZARLAR

Benim tohumum, benim gübrem, benim toprağım, benim canım…

Nihal Güven Altınkurt, Türkiye’nin Sesi Köşe Yazıları.

“Eşek Arılarına Notlar”

Tüm savaşlar bitti, açlık bitti, doların artışı, altının uçuşu bitti tek konumuz canımız oldu.

Ne enteresan dimi, yaşayıp gidiyorduk biz.

Sabah işe, akşam eve, vakit bulabilirsek sosyal hayatımız biraz kıpırtılıysa sinema, tiyatroya gidiyor veya arkadaşlarla avm geziyorduk, şehrin nimetleriyle yaşayıp gidiyorduk kendimizce.

Nereden geldi bu Covit19, Corona virüs?

İlk olarak 1 Aralık 2019’da ortaya çıktığı söylenen Corona önce anlaşılamadı, tüm tedavilere rağmen ölümler engellenemeyince yeni bir salgın olduğu ortaya çıktı ve bu virüse SARS-COV 2 adı verildi.

Büyük ihtimalle insanlar hastanelere başvurana kadar çok sayıda insana bulaşmıştı ve dünyaya yayılmıştı bile.

Kimse en kötüsünü düşünmek istemez, hele bilimkurgu filmlerinin gerçekleştiğini hiç düşünmek istemez. Ama işte yaşıyoruz.

Sakız oldu ağzımızda, bağışıklık sistemi. Ne menem bir şeymiş bu bağışıklık sistemi.

Yeterince çalışmıyorsa, yani koruyucu kalkanımızda ozon tabakasında oluşan delikler gibi delikler açılmışsa hiçbir yama tutmuyor, gripten kansere, hadi bide Coronaya kadar her türlü hastalık bizi bulabiliyormuş.

Ama ben iyi besleniyorum, sebzemi, etimi, yumurtamı, meyvemi yiyorum.

Ben şanslıyım zaten her sabah peynirinden balına mükellef bir kahvaltı yapıyorum.

Evet şanslısın. Asgari ücret düşünülürse şanslısın tabi.

Peynir niyetine ne yiyebiliyorlar Allah kerim.

Bu yazımızda insan ve hayvan gıdasını ve hammaddesini üreten bir Ziraat Mühendisi gözüyle bakacağız, tartışacağız.

Belki de kâinatın en müthiş varlığı olan insan, en büyük, en kudretli, her şeyi bir o düşünür, doğanın hakimidir, aklı var, olmasın mı?

Onu hayvandan ayıran en önemli nitelik aklıdır.

İnsanın faziletleri ve vahşiliği saymakla bitmez.

Aklını çalıştırmayı öğrenen insan bir zaman sonra kalp sesini ve içgüdülerini dinlemeyi, anlamayı, hissetmeyi unutmuştur.

Bunlarla yaşayanları da hakir görür. Özellikle televizyon denen sihirli kutu çıktıktan sonra o kadar kolay yönetilir olmuştur ki, yönetildiğinin farkında olmadan.

Bu günkü sükse ismi algı yönetimi sanırım.

Çevreyi zehirlemekten vazgeçersek beslenebiliriz.

Şöyle bir baktığımızda, lütfen çayırda, ormanda, yaylada bakalım, doğada bir tane bile çöp göremeyiz. Ama oradan insan geçtiyse eğer mutlaka çöp vardır.

Öyle umarsız, öyle rahat atar ki o poşeti, kola şişesini, bira şişesini, izmariti, goflet ambalajını sanki toprak açılacak içine alacak, oh mis.

Bizim o çöpümüz orada kalır, oradan oraya savrulur, parçalanır, garibim hayvanların ölümüne, hastalanmasına sebep olur ve biz bu sevaplarla yaşayıp gitmeye devam ederiz.

DOĞADA ÇÖZÜNÜR palavrasıyla uyutulan biz muhteşem varlıklar dün attığımız çöpümüzü gözle görülmeyen partiküller şeklinde, soframıza gelen salata, süt, yumurta, et, balıkla afiyetle yeriz.

Yediğimiz gıdadan sağlığımızı korumasını bekleriz ve unuttuğumuz bir şeyi daha, şifa olmasını, doğal olarak bağışıklık sistemimizi güçlendirmesini.

Dün attığım çöp bugün nasıl soframa gelsin diyeceksiniz.

E insanoğlu dün ortaya çıkmadı ki, binlerce yıldır atıyoruz biz o çöpü.

Tabi son 100 yılda ürettiğimiz çöp belki de 10.000 yıla bedel.

Benim tohumum, benim gübrem, benim toprağım, benim canım.

Son dönemlere kadar kendi tohumunu üreten, kendi ürettiği gübreyi kullanarak toprağı işleyen insan binlerce yıldır gıdasını üretiyor.

Bu yöntem çoğu kesimlere göre modern değil. İçinde doğruluk payı da olan pek çok masalla kimyasal üretime geçildi.

Örneğin hayvan gübresinin toprakla buluşturulması ekstra işçilik ister, kimyasal gübrenin toprağa karıştırılması çok daha kolaydır.

Doğru ama, toprağın ve bitkinin ihtiyacı olan gübre hayvan gübresidir.

Çünkü hayvan gübresi toprağın ihtiyacı olan besinleri doğal olarak içerir. Toprakta beslenmek ister. Şöyle bir düşünün sürekli ekip biçtiğiniz toprak bağrında yetiştirdiği bitkileri beslemek zorundadır.

O da bir canlıdır. Saygıyı ve sevgiyi hak eder.

İhtiyacını bilmeniz gerekir.

Her şeyini kaybetmiş toprak çoraklaşır ve ölür. Doğada bir döngü var. Örneğin ormanları düşünün, yapraklar dökülür, parçalanır, dönüşür ve toprağa karışır.

Toprağı besler. Beslenen toprak ağacı besler, bu döngü insanoğlu dokunmazsa böyle sürer gider.

O orman binlerce hayvana, bitkiye, börtü böceğe yuva olur.

Diyelim ki üreticisiniz, bu senenin buğdayından aldığınız tohumu gelecek sene ekersiniz, iklime, tohumun kapasitesine bağlı olarak az ya da çok verim alırsınız.

Elinizdeki buğday yeterli verim vermiyorsa komşunun verimli buğdayından alır, onu ekersiniz. Seneye daha çok buğday alırsınız.

Domates ektiniz mesela, en sağlıklı, güzel kokulu, lezzetli ve büyük domateslerden tohum alırsanız seneye o domateslere benzer domatesler üretirsiniz.

Alın size ıslah.

Hastalıklara karşı da ıslah yapmış oldunuz.

Ne kadar kolaymış dimi, illa uluslararası tohum şirketlerinden her sene para verip tohum almak gerekmezmiş.

Onlardan aldığınız tohumu seneye kullanamazsınız, aynı ürünü ve verimi alamazsınız. Her sene tohum parası ödersiniz.

Ne hikmetse o tohumların hastalıkları da başkaymış her seferinde size ilaç adı altında bir sürü kimyasal satarlar.

Gübre?

Çuvallarla gübre alırsınız, her sene daha fazla gübre atmanız gerekir, toprağınız beslenmelidir.

Aslında hep aynı gübreyi atsanız yeterli olur ama ne hikmetse her seferinde daha fazla gübre atarsınız.

Yavaş yavaş toprağınız çoraklaşır ve siz fark ettiğinizde, ürün değiştirin derler.

Halbuki siz zaten münavebeli ekim yapıyorsunuzdur, ama yetmez.

Ee sizin tohumunuz değil, komşunun tohumu da değil bilmem hangi topraklarda, memleketlerde geliştirilmiş tohumlar, huyu başka, hastalığı başka, tohum al, ilaç al, gübre al, devam.

Al sana bir döngü daha. Halbuki kendi bölgende üretilen tohumu kullansaydın tohum ve ondan ürettiğin bitki toprağı tanırdı, o bölgedeki hastalığı tanırdı, böceği, yağmuru tanırdı, hava sıcaklığını tanırdı.

Sen onu tanırdın, huyunu suyunu bilirdin.

Bazen verim vermezdi ama genelde memnun kalırdın.

Hele de hayvan gübresi kullansaydın toprak beslenirdi, zenginleşirdi, doyardı, toprak doyunca bitkiyi doyururdu ve ıspanaksa bu bitki içindeki besin miktarları 100 yıl önceki ıspanağa benzer besin maddeleri içerirdi.

Sen ıspanağı yediğinde bedenin doyardı ve bağışıklık sistemin delik deşik olmazdı.

Ispanak için de böyle, havuç içinde, buğday içinde, elma içinde, şeftâli içinde.

Nerede nenelerimizin, dedelerimizin ürettiği şeftaliler, karpuzlar, kirazlar.

Arama bulamazsın.

Bu gidişle de bulamayacaksın. Bunda tüketicinin hatası da büyük.

Hepsi aynı boy ve görüntüde domates, elma istersen üretici ne yapsın tabi ki bunu üretecek.

Ne yapsın başka şansı var mı?

Toptancı kamyonu dayadı, istediği gibi ürün bulamazsa, tarladaki ürün çöp olursa, üretici ne yapsın.

Bir gün düşündün mü bu meyveler, sebzeler nasıl böyle klonlanmış gibi hepsi aynı ve mükemmel ölçülerde ve görüntüde diye.

Tek yumurta ikizi değilse birbirinin aynı insan gördün mü hiç?

Ki onların da farklı pek çok yönü var.

Hiç düşündün mü kışın ortasında domates, biber, salatalık, nasıl olur diye. Gerçek tarlada mı üretildi bunlar, toprak nasıl ısındı, bağrındaki tohumu nasıl ısıttı, hangi güneş ısıttı, besledi, bu doğum ve büyüme nasıl gerçekleşti?

Ovalarımız, çayırlarımız, meralarımız hayvan doluydu, nerde şimdi bu hayvanlar? Kesildi, gitti hepsi. Yerli hayvan verimsiz dendi ithal edildi.

Halbuki o hayvanları aldığımız ülkeler yerli hayvanlarını ıslah ederek bize satıyorlar. Dünyaya satıyorlar.

Türkiye sadece kendini değil, çevresindeki tüm komşularını besleyecek kapasiteye sahipken bugün köylünün elinde hayvan kalmadı.

Sadece büyükbaş, küçükbaş değil tavukta kalmadı.

Biz kurtuluş savaşından sonra bir avuç halk komşularımıza ihracat yapıyorduk.

Dört mevsimin yaşandığı ülkede ithalat yapıyoruz. Buğdayı, hayvanı ithal ediyoruz. Nasıl yetiştiğini bilmeden.

Dediler ki küçük aile işletmesiyle bu iş olmaz, büyük işletmeler kurulmalı, bu hayvanlar merada olmaz, ahırlar kurulmalı.

Betonermeye, makina ekipmana yatırılan paranın haddi hesabı yok.

Ne oldu, gene hayvan yok.

Bu kocaman işletmeler ayakta kalmak için tabiri câizse kıvrım kıvrım kıvranıyor.

Gerçek bir tane, Türkiye küçük aile işletmeleri var olduğu sürece doyar.

Meralarda, çayırlarda otladığı sürece hayvanlar sağlıklı gıda üretir.

Bir inekten 40, 50, 60 kg süt almak zorunda değiliz, bu büyük bir masal.

Kendi hayvanımızı ıslah etseydik, hadi etmedik gelen hayvanları az bir destekle meralarda, otlaklarda en doğal şekilde besleseydik ürettiğimiz gıdayla ve hayvanla hem biz doyardık hem ihracat yapardık.

Çünkü üretici o zaman yem almaya bağımlı olmazdı, hele de üreticinin sütünü, etini, buğdayını hak ettiği değerden alsaydık bakın neler olurdu.

Kıssadan hisseye, yaşamak istiyorsak eğer, içinde gıdası olan, dışında tarım ilacı adı altında zehir olmayan, mümkünse içinde kurdu olan, sağında solunda lekesi olan meyveyi, sebzeyi tüketmeliyiz.

Bir de sormalıyız ne gübresi kullandın, tohumu nerden aldın.

Biz sormalıyız ve istemeliyiz ki pazara, markete, hale bu tür ürünler gelsin. Soframıza koyduğumuz yemek, meyve, salata şifamız olsun.

Yoksa içi boş ve üstelik bizi zehirleyen gıdalarla her türlü virüse, bakteriye, hastalığa özel davet çıkarmış oluruz.

Nihal Güven Altınkurt, Türkiye’nin Sesi, “Eşek Arılarına Notlar”

Genel4 ay önce

Ünlü Oyuncu Gizem Karaca Muğla’nın Yerel Tohumlarını Tercih Etti

KOCAELİ4 ay önce

Gölcük’te orta refüjler ve üçgen adalar yeşilleniyor

EKONOMİ4 ay önce

MAYIS AYINDA TOPLANAN VERGİ HASILATI YÜZDE 3,4 ARTTI

GÜNCEL4 ay önce

CAN DOSTLARIN BAKIMLARI BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ’NİN BARINAĞINDA YAPILDI

İSTANBUL4 ay önce

MOBİL ATIK ARACI KADIKÖY YOLLARINDA

GÜNDEM4 ay önce

İzmit Belediyesi yeni araç filosu henüz kente gelmeden ilgi odağı oldu

ANKARA4 ay önce

APARTMAN YÖNETİCİLERİ BAŞKENT MOBİL’DE

EĞİTİM4 ay önce

Muğla Büyükşehirden Online Sınav

ANKARA4 ay önce

ASBESTLİ BORULARIN DEĞİŞİMİ İÇİN İHALE TARİHİ BELLİ OLDU

EĞİTİM4 ay önce

AYDIN BÜYÜKŞEHİR LGS SINAVINA GİREN ÖĞRENCİLERE MASKE DAĞITTI

GÜNCEL4 ay önce

Maltepe’nin hava kalitesi ölçülüyor

SİYASET4 ay önce

CHP GENEL BAŞKAN YARDIMCISI İLGEZDİ: “YENİ TÜRKİYE’NİN YENİ AKTÖRLERİ İHBARCILAR! SAATTE 20 YENİ İHBAR”

İSTANBUL4 ay önce

İMAMOĞLU’NUN ADALAR GEZİSİ RENKLİ GÖRÜNTÜLERLE SONA ERDİ

KOCAELİ4 ay önce

İzmit Belediyesi yağmur sonrası yolları temizliyor

GÜNCEL4 ay önce

AYDIN BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ ARITMA TESİSLERİNDE SUYA CAN VERİYOR

KOCAELİ4 ay önce

Başkan Büyükakın’dan öğrencilere müjde

GÜNCEL4 ay önce

Bakan Selçuk: 1 milyon 680 bin haneye yardım ulaştırdık

SİYASET4 ay önce

Erdoğan’ın katıldığı toplantıdaki öneri: Ayasofya’da ilk namaz 15 Temmuz’da kılınsın

SPOR4 ay önce

Nihat Özdemir, Fenerbahçe’den istifa etti!

SİYASET4 ay önce

Bakan Soylu: Musibetleri kaynağında yok etmeye çalışıyoruz!

SİYASET4 ay önce

“Davet etmiyoruz, etmeyeceğiz de”